Televizyoncu bukalemun gibi olmalı

Ekranların en tanıdık yüzlerinden biri olan Jess Molho, 20 yıldır birçok farklı programla izleyicinin karşısına çıkıyor. Molho, “Televizyoncu biraz bukalemun gibi olmalı, her formata kendini bir şekilde yakıştırabilmeli” diyor.
Özellikle sabah kuşağı programlarıyla evimize giren ve ailemizden biri olarak kabul ettiğimiz Jess Molho, şimdilerde TV8 ekranlarında “Aramızda Kalmasın” isimli programla öne çıkıyor. Yemek programları, yarışmalar, diziler derken yirmi senedir birçok farklı tarzda programa dahil olan Molho, hepsinin farklı bir tadı olduğunu ancak kadın programlarını gerçekten çok severek yaptığını söylüyor. Belki bunun da etkisiyle genellikle kadın izleyicilerinden çok olumlu tepkiler alan Jess Molho’yla TV8 stüdyolarında keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.
Çalışma hayatına ilk adımınızı nasıl attınız ve sonrasında kendinize nasıl bir yol çizdiniz?
Mesleğe 18 yaşında Number One TV’de tesadüfi bir şekilde başladım. Yaz tatillerinde sürekli beraber iş yaptığımız bir arkadaşıma bu yaz ne yapacağız diye sorduğumda, Number One TV’de Arşiv Sorumlusu olarak iş bulduğunu fakat orada bana göre bir iş olmadığını söyledi. Yaklaşık bir ay sonra, aynı arkadaşım beni arayarak VJ seçmeleri olduğunu anlattı. Ona, bu işi yapamayacağımı, alt yapım olmadığını belirttim fakat deneme çekimine gittim. Çekimden sonra beni arayıp yapılan çekimin üzerine başka bir kayıt aldıklarını söylediler. Bu konuda ne yapabileceklerini sordukları sırada ben de 18 yaşındaki genç kafamla “Ben çok beğendim bu adamı deyin o zaman” dedim. Onlar da aynı şekilde yapmışlar. Sonrasında canlı yayın deneyimlerim de oldu, gerçekten kötüydüm. Ama fiziğim iyiydi, gençtim, kızlar beni görüp telefon hatlarını kilitlemişler. Böyle olunca benim üzerime yatırım yaptılar, diksiyon kurslarına gönderdiler, eğitim verdiler. Kısacası şansla başlayan bir kariyerim oldu.
Televizyon sektörünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dönemsel olarak bakmak lazım ama bu dönemi konuşuyorsak, artık televizyonda herhangi bir şeyi tutturmak hiç kolay değil. Özel kanalların artmasıyla gelen bir rekabet var. Dinamikler de çok hızlı değişiyor. İnsanların beğenileri değiştikçe televizyoncuların stratejileri de değişiyor. Önce dizi furyası başlıyor sonra yarışmalar, reality showlar furyası başlıyor ve senin de kendini sürekli güncelleyip bu kulvarlarda da var olmaya devam etmen gerekiyor. 20 yıldır bu işin içindeyim ve genelde tematik kanalları seçmiş biriydim. Yıllardır ulusal bir kanalda uzun soluklu işler yapmıyordum. TV8 bunlardan bir tanesi oldu şimdi. Sonuçta esas hikaye burada dönüyor. Şimdi böyle bir maceranın içerisindeyim. Doğru adamlarla çalıştığımı, doğru bir adamın yerinde olduğumu düşünüyorum.
Birçok farklı formatı olan programda sunuculuk yaptınız, size en çok keyif veren hangisiydi?
Birçok formatta program yaptım çünkü ben televizyoncuyum, sunucuyum. Bana yakışacağını, benim de onlara fayda sağlayacağımı düşündüğüm her işe dahil oldum. Şu anda Ninja Warrior Türkiye’yi de sunuyorum, sabah gündüz kuşağında kadınlara da program yapıyorum. Televizyoncu biraz bukalemun gibi olmalı, her formata kendini bir şekilde yakıştırabilmeli. Ben kadın programlarını, sabah kuşağı programlarını çok seviyorum. Kadınları çok seviyorum, kadınlar da beni çok seviyor biliyorum. Bu da zaten reytinglerden veya sokaktaki tepkilerden anlaşılan bir durum.
Televizyonculuk size neler kattı ya da kaybettirdi?
Kameranın önünde görsellik çok önemli ve net söyleyeyim bu şans bana donanımlı olduğum için değil yakışıklı olduğumdan verildi. Ben televizyonculuğun yetenek işi olduğuna inanmıyorum. Çok yetenekli televizyoncular var cümlesini kabul etmiyorum. Bir sanat yapmıyoruz burada, biz yetenekli sanatçılar değiliz. Televizyonculuk refleks işi ve bu refleks bende oturdu. Artık kameraları takip ederken aynı zamanda sohbetin içerisinde kalıp bir sonraki cümleyi bulabilecek kapasiteye geldim. Beynim artık öyle çalışıyor. Jess’in gelişimini ben bu şekilde anlatabilirim. Mesleğime hâlâ yatırım yapıyorum, birkaç yıl önce Türkçem daha iyi olabilir mi diye, bir kez daha diksiyon kursu aldım. Türkiye’de televizyonculuk yapıyorsan Türkçe’yi güzel konuşman gerekiyor.
Bu mesleği seçmeseydiniz…
Kendimden yola çıkarak insan denen varlığı incelemek hoşuma gidiyor. Psikolog olabilirdim, benim hoşuma giden bir meslek. Psikolog veya psikiyatr, yani ruh sağlığıyla ilgili bir iş bana yakışırdı gibi geliyor. Yapabilirdim herhalde, yakın dururdum o işe.
Aramızda Kalmasın’a gelirsek, hazırlık aşamaları nasıl geçiyor? Bu süreci anlatabilir misiniz? Programla alakalı sorumluluklarınız tam olarak neler?
Aramızda Kalmasın her sabah Funda Özkalyoncuoğlu ve Tuba Ünsal ile beraber yaptığımız, konukların da ağırlandığı, hayata dair sohbetlerin olduğu bir program. İçerisine magazin de giriyor, hayatın içerisinden herhangi bir haber de girebiliyor. Güncel bir program yaptığımız için sabah çıkan gazeteleri, yayınları inceleyen, gece neler olduğunu takip eden bir ekibimiz var. Biz ekran yüzü olarak üç kişiyiz ama arkada çok ciddi bir ekip var. Bu işin moderatörü olarak sabah en erken gelenlerden biriyim. Yapımcımızla oturup tek tek bütün haberleri filtreleriz. Hangilerinin bize malzeme olabileceğini ve insanları ilgilendirebileceğini belirleriz. Ondan sonra da ekibin diğer fertleriyle paylaşırız.
Tüm bu yoğunluğun arasında kendinize ve ailenize vakit ayırabiliyor musunuz?
Yoğunum ama sistemli çalışıyorum. Canlı yayın yaptığım için ne zaman başlayıp ne zaman biteceği belli. Yoğunluğum fazla program yapmamdan kaynaklanıyor ki bundan şikayetçi değilim. TV8’deki programlar haricinde 24TV ekranlarında Cuma geceleri Ortaya Konuşalım adlı programı yapıyorum. Dediğim gibi şikayetçi değilim, mutluyum ve aileme her zaman vakit ayırıyorum çünkü beslendiğim tek şey aile.
Meslek hayatına başladığınız günden bu güne “asla unutmam” dediğiniz bir olay yaşadınız mı?
Number One TV’deyken bana Pazar sabah yayınlarını vermişlerdi. Yayında sadece belden yukarı çekim yapılıyordu. Üstüm için çok güzel bir kıyafet vardı evde, altım için çok ciddi bir şey yoktu hatta dolabımda iç çamaşırı da yoktu. Ben de bir tane eşofman altı giyip yayına o şekilde gittim. Mikrofon taktılar eşofmanıma, yakadan çıkarttılar. Tek kamera ile çalışıyoruz, başka kameralar da var ama beni çekmiyor. Hiç unutmam komik Laz bir kameramanımız vardı. Canlı yayında anonsumu yaparken kamerasını sabitledi, alttan alttan bana doğru gelmeye başladı. Ekrandan göz temasını koparmayıp bir şeyler anlatmaya çalışıyordum ama gelip eşofmanımı indirdi. Bu ekrana yansımadı ama diğer kameralar içeriyi gördüğü için bütün reji durumu gördü. Bu olay bugün anlattığım zaman komik ama o gün çok trajik bir durumdu.
Sizce bir kişinin hayatında başarıyı yakalamasının sırrı nedir? Bu başarıyı yakaladığınıza inanıyor musunuz?
Başarıyı yakaladım mı bilmiyorum. Bizim mesleğimiz takdir mekanizmasıyla ilerlediği için ben yakaladım desem ne olur yakalamadım desem ne olur. Bu dönemsel olarak da farklılık arz eder. Karşındaki adam daha iyi yakalamıştır, sen ise izlenmediğin zaman başarısız demek değilsindir. Bir kişinin başarılı olmasının sırrı da mesleğini sevmesidir. Bir İktisat mezunu olarak ekonomist olsaydım ya da bir bankanın CEO’su olup şu anda kazandığımdan 10 bin kat daha fazla para alsaydım mutsuz bir adam olacaktım. Ben mesleğini severek yapan şanslı azınlığın içindeyim.
Televizyon sektöründe işini hakkını vererek yaptığını düşündüğünüz, örnek olarak gösterebileceğiniz bir isim var mı?
Mesleğine yatırım yapan adamları çok seviyorum. Örneğin Jay Leno. Belgeselini izlediğimde çok hoşuma gitmişti. Adam zaten Jay Leno olmuş, bütün dünyayı talk showcu olarak sallıyor. Bu adam hala hafta içi bizim Beyoğlu’nun ara sokaklarında bulunan yerler gibi bir yere gidip orada editörlerinin yazdığı yüz tane espriyi yüz kişiye yapıyor ve en iyi reaksiyonu aldıklarını televizyona taşıyorsa bu adam takdire şayan bir adamdır. Ben Jay Leno’yum, ben ne yaparsam gülerler demiyor bu adam. Ben oldum, ben bir taneyim dediğin zaman otokontrolünü kaybedersin ve izleyici senin defterini dürebilir. Onun için bu tarz örnekler benim çok hoşuma gidiyor.
Bundan sonra ne yapacaksınız, kariyer yolunuz sizi nereye götürecek?
TV8’le beraber bir yolculuğa çıkma zamanının geldiğini düşünmüştüm, bu yüzden bu geminin içerisindeyim. O nereye giderse ben de onunla gideceğim. Bunun yanı sıra ekran beni bırakana kadar devam edeceğim. Ekran bir gün beni bırakacak, sonuçta fizikle de bir iş yapıyoruz. Psikolojik açıdan ekran beni bırakmadan ben onu bırakırsam sevinirim. Birinin seni bırakmasından ziyade senin onu bırakman daha iyidir. Bir 10 yılım daha olduğunu düşünüyorum. 39 yaşındayım izleyici beni 50’ye kadar taşır diye umuyorum. Tek planım sonuna kadar devam etmek.
 

 

 

 

 

Kaynak: Link

Duyuru: Kamu ve Özel Sektör İş İlanlarını Sosyal Medyadan Takip Etmek İçin Tıklayınız.

Yorum ekle